katık-sızım

yavaşca bastırır söylediklerini
yükselen çakıl makinesi sesi,
bilirim nefes boruma dökülecek
betonun sertliğini…

katık-sızım!

katı bir sızı şimdi besleyen bilincimi,
çatlar elbet, sızdırır yine seni,
belki bir nefes,
belki başka bir sefer gibi…

Posted in Uncategorized | Leave a comment

DİKİŞ

İnceldiğin yerden
katlıyorum seni,
çoğalıyorsun, ince ince
katılarak ağlıyorum:
Bir,
tek,
ben,
bir,
tek,
sen.

Dik bu bayrağı,
zeminsiz yaranın
en delik yerine.
Dalgalanan denizin
kıyıya attığı dikiş
olsun, aşk!

Posted in BEYAZ GÖRÜNTÜ | Leave a comment

yüklem

Saatlerden mavi,
bir nevi herhangi
bir deli ruh hali,
hep ayni.

Buradayım aslında,
geleli çok oldu hatta.
Gitmek üzere olan birkaç kişiyle
düşürdüm zamanın kalitesini,
özlemek istiyordum çok seni,
Affet -
Özleyemedim
çok seni, en çok seni yazdım:
Dilimin bilgisi
anlamların açık çakrasından
dönüyor geri aklıma,
bir köşesinde sen.

Zaman -
Bir mekan daha ver bana
orada, yakında, daha yakınımdan geçeceksin!
Kokumu burnuna değil, ağzına bırakacağım
bir ah! Verdiğin nefes,
kuşların bıraktığı ekmek taneleri gibi,
yolunu bulduracak dilin-
bilgi: aralık satırlarımda
vızıldayacak ağızlara yer yok!

Bacaklarımın arasından düşen cümleleri
devir sevgilim, buyur:
yüklen yüklemlere,
kaçırdık hangimiz zaten gizli özne:
dönmüyor bu değirmen
taşıma aşklarla, gideceksen sen
önümden, buyur!

Mekan –
Bir başka zaman daha ver bana,
Dramaturjik imkanlarla kuracağım
oyunu yine geleceğe:
bozuk karakterini düzgün Türkçe’sine bağışlatıp
uniforma değil, kostüm giydireceğim ona -
Çıplaklığında bile
benden değil, kendinden geçecek,
çemberlerin kesişen yerinden şimdimize,
sırsız aynaların yazılı düetinde,
çok kişilikli tek perde!

Posted in Uncategorized | Leave a comment

DEĞER

Kaligrafi taklidi kıvrılan çizgiler,
ya da içimde zivrilenenler,
aslında adından bahsediyorum
koyamadığım, ya da
adımdan, alamadığım.

Ağzımda kalaşnikof,
ayağımda farandol dönüşleri,
mezbaha ve matbaa arasında,
kurusıkı akşam düzüşmeleri,
ya da kaçın kurrası,
kaç öksüz döller karanlık
sabahsız,
kitapsız,
densiz,
… ve nedensiz!

Yataklık eder de zamansızlık
unuturum tarihlerden ne,
talihlerden kim,
kaç kuş kurtardım boğulmaktan,
ya da kaç balık uçmaktan,
unuturum.

Zan altında akıl,
Sorma neydi bu şimdi…
Yitir sen beni,
ve de:
‘herşeye değdi’…

Posted in Uncategorized | Leave a comment

eksik kalsın!

Ya denizler, ya bulutlar var üzerimde,
yerim hep dar!
‘Nerdesin?’lere direnen varlıklar üfler kabuğuma,
yanık nefesleri yokluğumu sarmalar da sarmalar…

‘Burdaydım’larımı arıyorsanız,
buyrun Dante’nin katlarına!
Duvarlarında adım çıktı günah’a,
inmek bilmez Hak’ka…

Dikey bir yolculuk bu,
yata yata varılmaz!

Gökte sanılan aslında dipte,
eksikler yok yerinde.

Varsın(!)
öyle kalsın…

Posted in BEYAZ SES | Leave a comment

SÜREKSİZ

Her çağrılışta bir daha, bir daha gidiyorum.

Dökülen dildeki uğursuzluk tadı,
gövdemin üzerine kurulu öykünün
dayanaksız uyarısı ve
süreksiz somutluğa maruz adı:
gecikerek geliyorum…

Uç verirken tutku
ben, tutuksuzum
elinden;
küçük bir kayıkta,
tek kürekle,
ufku kayıp,
derinliği meçhul,
gayri-meşru sularda
dağlanmış zamanda sürüklenen.

Gecikerek geliyorum,
her çağrılışta, bir daha, bir daha…

Posted in BEYAZ GÖRÜNTÜ | Leave a comment

bir-diğer

Fonda bulanık bir hatıra,
sert bir yutkunuş boğazımda,
mutlak özneden muaf
küçülüp büyüyen puntolarla
ben yazıyorum: yOk!

“Bir diğer inanışa göre…”ler de
belirtemeyince tamlayanı
düşüyor isimler,
kırılıyor temsili cisimler.

Anlam taciri ayın hallerini yorumlarken
gerçek yine hummaya tutuk,
ateşler içinde olmak güneşe hasken,
ben yanıyorum: yOk!

Posted in BEYAZ GÖRÜNTÜ | Leave a comment